Karanlıkta Diyalog

Haftaiçi, 75 dakika süren karanlık bir yolculuğa çıktım. Heyecan verici, ilginç ve bir o kadar hüzünlü bu yolculuğun adı “Karanlıkta Diyalog”

Karanlıkta Diyalog, 1988’de Almanya’da Prof. Dr. Andreas Heinecke tarafından hayat geçirilmiş bir proje. Geçtiğimiz yılsonundan itibaren ise sergi varlığını dünya üzerindeki 130 kentle birlikte İstanbul Gayrettepe Metro istasyonunda sürdürüyor. Bunu bir sergi olarak adlandırmaktansa, aktif olarak rol alınan bir oyun şeklinde düşünmek daha yerinde olacak. Tamamen, ama tamamen kapalı bir alanda, görme engelli bir rehber eşliğinde, İstanbul’un mini bir modeli hazırlanmış ve biz bu kaotik şehrin tam ortasında gözlerimiz olmadan hayatta kalmaya ve ondan tat almaya çalışıyoruz. Girişte tedarik edilen bastonlar ise rehberimizin de dediği gibi artık bizim yeni “gözümüz”.

Detayları anlatıp çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Ancak zor ama gerçekten yaşanması gereken bir deneyim. Başlangıç anında, yapamayacağını anlayıp geri dönen bir arkadaşımız oldu. Çünkü o karanlık odadan içeri adım attığınız ilk an ruhunuzun basıldığını, nefes alamayacak gibi hissettiğinizi düşünüyorsunuz. Ömürlerini böyle geçirmek zorunda olan insanları hiç düşünmeksizin…

75 dakikanın sonuna doğru, rehberimiz projeyle ilgili düşüncelerimizi bir bir sorduğunda, yorumlar genellikle, “halimize şükrediyoruz”, “sizi daha iyi anlıyoruz” ve hatta bir çıt ileriye giderek “biz birazdan renklere kavuşacakken siz hep bu şekilde kalacaksınız maalesef” gibi kırıcı boyutlarda şekillendi. Benimse o anki düşüncelerim şöyle yankı buldu o karanlık odada. “Bizler için bile, yaşaması bu kadar zor olan bu şehirde, size sağlanan olanakların ne denli kısıtlı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Şehir planlaması yoksunu olduğumuzu, sesli trafik ışıklarının merkezi bir kaç yerin dışına çıkmadığını, eğimli kaldırımların eksikliğini… Bununla birlikte, örneğin kaldırımda var olan eğimin orta yerine araç park etmiş insan müsveddelerinin varlığını ve bu insanlara bunun yanlışlığı konusunu anlatamayışımızı.” Sıra rehberimize geldiğinde ise, başına gelen olayları anlatması tüyleri diken diken etmeye yetti. Otobüs durağında beklerken, gelen otobüs şoförüne, kaç numara olduğunu sormuş, şoförden gelen cevap ne olabilir?(görmüyor olduğu her halinden belliyken) “Okusana, orda yazıyor”. Diyor ki rehberimiz, bunu diyip lafı uzatacağına, direkt olarak numarayı söylese onun için de daha kolay değil mi?

Bu ve bunun gibi mini anılar büyük resmi görmeye engellemesin elbette ama bizlere düşen çözüm sadece biraz insancıl olmak. Mesela yukarıdaki otobüs örneğindeki gibi, en azından onun otobüsü gelmeden kendi otobüsümüze binmemek gibi küçük şeyler. Büyük resimdeki köklü değişikliklerin gerçekleşmesi içinse bilmem acaba kaç 50 yıl gerekiyor? :(

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *