Most Effective Affiliate Service Companies

In this post I want to summarize the companies that serve affiliate&performance marketing solutions that are a member of IAB Europe. (Interactive Advertising Bureau)
IAB empowers the media and marketing industries to thrive in the digital economy. So the list you can see below, can guide digital marketing professionals credibly in terms of affiliate marketing.

Affili.net: One of the oldest performance marketing company that locates in Germany. It serves for advertisers, agencies and publishers. It has more than 2.500 advertisers and more than 500.000 publishers not only in Germany but globally. They call “The art of performance marketing” themselves.

Criteo: Criteo provides the world leading pay per click (PPC) personalized retargeting solution. It especially serves for e-commerce websites. And they also create personalized banners to get more ROI from specific campaigns. The advantages of Criteo are;
They only measure post click sales
The Criteo Engine analyzes 230Tb of data every day.
High-quality inventory from 7000+ publishers.
994m users reached each month – 2nd in the global ranking.
6000+ advertisers across 50+ countries.

Performics: It’s a performance marketing company. It serves, performance content, performance media, planing and insights, analytics and technology, performance social, performance local, and performance mobility. There are also sub-services in each service.

Quisma: It’s also a company located in Germany and it’s a part of Groupm media investment company ( We already use it in our media plans in MEC :) ) It serves for clients located in Europe. The services they provide are in a very wide range:

Search Engine Advertising
Search Engine Optimisation
Performance Display Advertising
Affiliate Marketing
Conversion Optimisation
Market Intelligence

Innovative technologies and scientific methods in data management are two things that made them to stand out, they told for themself.

Sanoma Digital: It also serves content marketing strategies besides performance marketing located in Belgium.

Zanox: It serves affiliate marketing and mobile marketing. They serve for three sides ( advertisers, agencies and publishers)

Youtube Ad Models

Within the information about online video consuming habits, it’s necessary to use online video ads to reach your target audience.

As everybody knows Youtube is world’s top video website in terms of pageview number. So advertisers should use at least one ad model to reach potential customers on Youtube. You can see the list below but I especially want to differentiate instream video ads and trueview instream ads.

– Custom Masthead
– Universal Video Masthead
– Mobile Video Masthead:
– Layouts Masthead
– Standard Banner Ads
– InStream video ads: Can run YouTube watch pages and channel pages. Minimum video length should be 12 seconds and maximum should be up to 60 seconds. You can choose whatever type you want ( skippable or non-skippable) For non-skippable video ads, it should max. 30 seconds long. The ad can appear when a user initiates video play either in the beginning (pre-roll), at points in between (mid-roll), or after (post-roll).
– InVideo Ads
– Custom Gadgets
– TrueView InStream ads: Can run onYouTube watch pages or within Google Display Network videos, games and apps. (not on channel pages) TrueView ads allow the user to go directly to your content after 5 seconds. Maximum video length is Less than 3 minutes (recommended)
– Live Streaming in ads

There are also the some common features for both instram and trueview videos ads. For example VPAID is not allowed on both models. The other requirements that are listed below are valid for both models:

Video must be uploaded to YouTube (send video URL)
Video must allow embedding
Video must be public or unlisted
True streaming is not allowed.

Screen Shot 2015-01-25 at 7.59.56 PM

Google Consumer Barometer

Internet is simply core of our lives. Nowadays even consuming any other traditional media, people tend to use their mobile phones, tablets and laptops at the same time. The number of internet population growing and the age range using internet is dropping rapidly. To get deeper knowledge Google served a very simple research including the data about digital media consuming habits all around the world called “consumer barmoter“.

These infographics allow us to learn detailed numbers about digital world, from the percentage of mobile usage to social media usage, from online purchasing habits, to the time spent watching online videos. For example it’s not surprising that Turkey is at the top of the list for social media usage with a very high rate %92 :) (means %92 of internet population uses social media)

Especially multiscreen data is very remarkable as you can see below. This show us people are not consumig a single media at the same time, so catching people’s attention in terms of advertising is much more difficult than before. (Look at: second screen advertising)

Screen Shot 2015-01-25 at 12.09.25 AM

As a digital marketer if you want to get an consumer insight, all of the graphics are very helpful for you . You can build your own graphic by the given tool and generate or change your e-marketing strategy in which country you work for.

Alıntı

Bugün, geçen yıl kitap fuarından aldığım Taylan Kara’nın “Böyle de Buyurabilirdi Zerdüşt”‘ün çok beğendiğim son bölümünden alıntılar paylaşacağım yazıda. Çünkü baktım, altını çizmekle olmayacak, her satır kıymetli =)

Diğer bölümler olduğu gibi bu bölüm de, yazara ait ilginç başlıklara sahip bölümcüklerden oluşuyor. Adı, Burjuvazinin Gizemsiz İticiliği olan bu bölüme ait entersan başlık ve detaylar aşağıda. Oldukça rahatsız edici, bir o kadar çarpıcı, yüzünüze tokat gibi çarpan tespitler mevcut, okuyup üstüne düşünün derim.

*Tabelaların İkna Yetenekleri
“Dikkat köpek var” tabelası, insanoğlu için en az köpeğin kendisi kadar ikna edicidir.

*Metropolde geçen monoton bir gün:
İnsanoğlu gereğinden fazla teşekkür edip aşırı miktarda özür dilemektedir. Bir gün, az önce teşekkür edip özür dileyenlerin bazıları, teşekkür edilip özür dilenenlerin bazılarını elektrikli testereyle keser.

*Atalet halkın temelidir.
İnsanı en çok terbiye eden şey, acı çekmek değil, başkasının acısına şahit olmasıdır. Düzene karşı en terbiyeli davrananlar, acıyı çekenler değil, acıyı başkalarında görenlerdir.

*21. yüzyıl ansiklopedisi: T harfi, televizyon maddesi
Tek kanallı televizyonlarda herkesin aynı programı izlemesi “dikatörlük”tür.
711 kanallı televizyonlarda herkesin aynı programı izlemesi “özgürlük”tür.

*NAZİ: Führerini arayan vatandaş
…..”Führer”leri gelinceye kadar onlar küçüklerini sevip, büyüklerini sayıyorlar, yaşlılara yer verip, çocukların kafalarını okşuyorlar. Bir emir bekliyolarlar, yalnızca bir emir… Bir emirle hepsi “führer”lerine koşup sıraya girecekler, çimenleri sulayan, yaşlı adama yer veren, kuşlara simit atan milyonlarca sıradan vatandaş, gamalı haçlarını takıp “voltran”ı oluşturacak.
….Bir “führer” emri, tek tek bireyliklerini iptal edip, onları tahrip etmeye hazır devasa bir gövdenin parçası yapmaya devam edecek. “Vatandaş”ın özü “führer”in katalizörlüğünde ortaya çıkar. Sıradan vatandaş “führer”siz NAZİ adayıdır.

*Karşılaştığın şey sana ne kadar yabancı gelirse gelsin, dünyadaki hiç ama hiç bir şey, kendi beynindeki düşüncelerin kadar sana yabancı değildir.

Yaşam Doluluk Kapasitesi
Debisi yüksek bir nehrin kıyısından bir bardak su alabilme çabası göstermektir “dolu yaşam” diye özlediğin. Fotoğraflar, kameralar, hatıra eşyaları ve beyninde bu iş için ayırdığın milyonlarca nöron, seni bir ağ gibi sarıp geçmişte tutmaya yarar. Bilmediğin bir geleceğin korkusu seni büyük bir güçle seni geçmişin güvenli ve sürprizsiz kucağına iter.

*Küçük burjuva, doğal güzellikleri sadece kartpostalda bir resim olarak sever. “Ne güzel” diye tepki verdiği resimdekine benzer bir yere gittiğinde ise, oradaki böcekleri, sivrisinekleri görür. Görür görmez “müthiş” diye nitelendirdiği karlarla örtülü manzara ile birebir karşılaştığında ise fazla duramaz, üşür.

Yaşamın coğrafi olanakları
Yşaam, şimdiki zaman kipinde ve birinci tekil şahısta mümkündür ancak, kendi ülkesinde, kendi şehrinde, kendi evinde, kendi organlarıyla, kendi TV koltuğundadır, burnunun ucundan ötesiyle ilgilenmeyecek kadar yereldir; eline iğne batmasıyla ilgilenir, evrenselliğinin sınırı çocuğunun ölümüdür, yan ülkedeki 1 milyon ceset ise ana haber bültenindeki altyazıdır, zaplayınca geçer.

*Küçük burjuvayı, binlerce insanı öldüren bombalardan çok, taksi şoförünün kabalığı etkiler. On kişinin tekme tokat dövdüğü çocuğun çığlığından rahatsız olur, çünkü o gürültüden hiç hoşlanmaz. Tankların ezdiği isyancıları değil, isyan edenlerin tanklara attığı taşları görür, çünkü o şiddetin her türlüsüne karşıdır. O “her türlü”nin içinde, tanka atılan taş ile çeyrek milyonu öldüren atom bombası eşit derecede yer kaplar.

*Her despotluğun, baskının, işkencenin, sokakataki adamı ürkütmeyen “demoktatik” bir adı vardır; işkence, işkence değil “sorgulama”dır, bildiğin tekme tokat meydan dayağı, “etkisiz hale getirme”dir.

*21. yüzyılda onur, ancak ölülerin sahip olabileceği bir ayrıcalıktır artık. Bu dünyada, dünyanın bu haliyle canlı kalmak, bu dünyayı şu haliyle kabullenip bir şeyine dokunmadan yaşamak, onuru yaşamından kovmaktır.

*Küçük burjuva, bunalımlarını tatil yörelerinde ve deniz kenarlarında bırakır; bir sonraki tatile kadar, dolduracağı yeni boşluklar yaratmak için tekrar evine döner.

*Yapılmışlar seni eğlendirir, yapamamanın acısını dindirir, yapılmış, yapamamanın mazeretidir, yapılmışla avunmak, yapılmayacakların habercisidir.

Dünyalılar

Facebook’ta bir sayfa var uzun süredir yakında takip ettiğim. Adı “Dünyalılar“. Önceleri sadece sayfa yöneticilerinin yabancı kaynaklardan alıntıladığı daha çok çevresel konulara değinen bir sayfa olduğunu düşünürken, son zamanlarda fark ettim ki, senin benim gibi insanların çok şahane, insanı düşünmeye sevk eden, edebiyata, sanata, politikaya ve hayata dair pek çok konuya ilişkin yazıları paylaşılıyor. Sayfa tanımı olarak şu geçiyor “Terör arıyorsanız devletlere ve hükümetlere daha yakından bakmalısınız. Medya aldatır..” Son cümleden de anlayacağımız gibi sayfanın ilk çıkışı bir alternatif medya kanalı sunma fikrine dayanıyor. Daha detaylı bir şekilde bugüne nasıl geldiklerine dair detaylı bilgiler de mevcut. Sayfa bir facebook sayfasından önce dunyalilar.org sitesi kökenli. “Medya aldatır” dan da anlaşılacağı gibi sosyal medyada var olmamaları zaten mümkün değildi. Misyonları ise oldukça iddialı ve bir o kadar samimi “Eleştirmek yerine değiştirmek için yola çıktık, bize katıl ve değişimin bir parçası ol!

10441025_745451172142827_8451403830619504754_n

Algıda seçicilikten olsa gerek, bu aralar daha çok yazı yazmaya yoğunlaşmışken, ben de kendilerine bir mesaj attım ve öğrendim ki kendi çekirdek kadroları dışında, yayın çizgisinin dışına çıkmamak kaydıyla dışarıdan da yazı kabul ediyorlar. Yüksek lisans tezinden sonra, bu blog dışında bir dikili “yazım” ın da dünyalılar’da olması için kısa dönemli bir hedef koydum kendime :) Bakalım ne zaman gerçek olacak? Bu arada mesajda değindikleri bir diğer konu da, daha çok yayılmalarına yardımcı olmamızı rica etmeleri. Ben de bu ricalarınu bu yazı vasıtasıyla bir nebze olsun yerine getirmiş olayım.

İyi okumalar :)

Lıvıng In Turkey?

Actually the title should be “trying to live in Turkey”. That would be better. For my international friends, please do not read the post with prejudice, there are still good things to do and nice places to visit in Turkey. But my personal thoughts about living (not visiting) in Turkey are not very pleasant. If you have questions about details, do not hesitate to ask me :)

In my recent posts, I have mentioned some of the troubles especially about city life in İstanbul, traffic problem, some government issues, environment problems and so on, over and over again. They may be cause to see other good things but, because of being ungrateful creatures, feeling happy is extremely not possible for most of the people in Turkey.

From now, I would like to continue about my life which is going on in Istanbul. It takes about 1.5 hours to get office from my house (in optiumum conditions). If you have chance it’s possible utilize this time by reading, but usually it’s not that easy because of getting up too early, you prefer sleeping rather than reading :( It also takes 1-1.5 hours to get back home from office. So you just spend your 3 hours! on the road. This is a huge number.

What about weekends? If you are living a bit far from city center like me, you choose staying at home rather than meeting with friends or doing other staff, especially in winter months. Because the traffic is still making you very very tired. Then you choose to shop from close markets, too visit same close places and hope to getting home early at the weekends.

Those below were just about pyhsical conditions about the city. There are also big issues about law, income injustice, blue-collar workers problems (salary and other rights and also dying on workplace etc.) Everbody loves their family and friends. But these should not be reasons to stay with them in a the same country till the end of time.

So, there is no other option rather than wishing good luck and some courage for those :)

Karanlıkta Diyalog

Haftaiçi, 75 dakika süren karanlık bir yolculuğa çıktım. Heyecan verici, ilginç ve bir o kadar hüzünlü bu yolculuğun adı “Karanlıkta Diyalog”

Karanlıkta Diyalog, 1988’de Almanya’da Prof. Dr. Andreas Heinecke tarafından hayat geçirilmiş bir proje. Geçtiğimiz yılsonundan itibaren ise sergi varlığını dünya üzerindeki 130 kentle birlikte İstanbul Gayrettepe Metro istasyonunda sürdürüyor. Bunu bir sergi olarak adlandırmaktansa, aktif olarak rol alınan bir oyun şeklinde düşünmek daha yerinde olacak. Tamamen, ama tamamen kapalı bir alanda, görme engelli bir rehber eşliğinde, İstanbul’un mini bir modeli hazırlanmış ve biz bu kaotik şehrin tam ortasında gözlerimiz olmadan hayatta kalmaya ve ondan tat almaya çalışıyoruz. Girişte tedarik edilen bastonlar ise rehberimizin de dediği gibi artık bizim yeni “gözümüz”.

Detayları anlatıp çok fazla ipucu vermek istemiyorum. Ancak zor ama gerçekten yaşanması gereken bir deneyim. Başlangıç anında, yapamayacağını anlayıp geri dönen bir arkadaşımız oldu. Çünkü o karanlık odadan içeri adım attığınız ilk an ruhunuzun basıldığını, nefes alamayacak gibi hissettiğinizi düşünüyorsunuz. Ömürlerini böyle geçirmek zorunda olan insanları hiç düşünmeksizin…

75 dakikanın sonuna doğru, rehberimiz projeyle ilgili düşüncelerimizi bir bir sorduğunda, yorumlar genellikle, “halimize şükrediyoruz”, “sizi daha iyi anlıyoruz” ve hatta bir çıt ileriye giderek “biz birazdan renklere kavuşacakken siz hep bu şekilde kalacaksınız maalesef” gibi kırıcı boyutlarda şekillendi. Benimse o anki düşüncelerim şöyle yankı buldu o karanlık odada. “Bizler için bile, yaşaması bu kadar zor olan bu şehirde, size sağlanan olanakların ne denli kısıtlı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Şehir planlaması yoksunu olduğumuzu, sesli trafik ışıklarının merkezi bir kaç yerin dışına çıkmadığını, eğimli kaldırımların eksikliğini… Bununla birlikte, örneğin kaldırımda var olan eğimin orta yerine araç park etmiş insan müsveddelerinin varlığını ve bu insanlara bunun yanlışlığı konusunu anlatamayışımızı.” Sıra rehberimize geldiğinde ise, başına gelen olayları anlatması tüyleri diken diken etmeye yetti. Otobüs durağında beklerken, gelen otobüs şoförüne, kaç numara olduğunu sormuş, şoförden gelen cevap ne olabilir?(görmüyor olduğu her halinden belliyken) “Okusana, orda yazıyor”. Diyor ki rehberimiz, bunu diyip lafı uzatacağına, direkt olarak numarayı söylese onun için de daha kolay değil mi?

Bu ve bunun gibi mini anılar büyük resmi görmeye engellemesin elbette ama bizlere düşen çözüm sadece biraz insancıl olmak. Mesela yukarıdaki otobüs örneğindeki gibi, en azından onun otobüsü gelmeden kendi otobüsümüze binmemek gibi küçük şeyler. Büyük resimdeki köklü değişikliklerin gerçekleşmesi içinse bilmem acaba kaç 50 yıl gerekiyor? :(

cenkerdem

Cenk’le Erdem’in mizah anlayışını herkes beğenmiyor. Mizah kavramı çok göreceli tabii. Oysa benim, özellikle Cenk hayranlığım, geçenlerde yaşadığı ev kazası denebilecek bir talihsizlik yüzünden de anladım ki oldukça kayda değer boyuttaymış :) Neyse ki son haberlere göre durumu iye gidiyor.

İnsanların bu ikiliyi ana akımda daha çok görmeye başlamaları,(belki de beğenmediklerini anlamaları), reklam filmlerinde daha çok boy göstermeleriyle başladı, ki bu beğenmemelerini anlamaları için çok yetersiz bir süre. Bense henüz üniversitedeyken Digiturk’un bir kanalındaki programları sayesinde tanışmıştım onlarla ilk. Oysa ilk gençlikte Tavşanlı’da olmasam, özel radyolarda çok daha önceden programlarını dinlemeye başlamış olurdum. Küçük yer, olanağımız yoktu, neyse :P. Dahasında, bizim üniversitede söyleşilere falan geldiler, baktım baya sıkı takipçileri olmuşum. Antiparantez, bunda müzik zevklerinin de etkisi yok değil. :) Birlikte gittiğim arkadaşlarım, katıldıkları söyleşiden hiç keyif almamışlardı mesela onu hatırlıyorum. Ancak bana kalırsa o kadar ince düşünülmüş, belden aşağı vurmayan ve kaliteli espriler çıkarıyorlardı ki, neden beğenilmediğini idrak edemiyordum. Bol kelime oyunlu diyalogları, hazır cevaplılıkları, salaş tarzları ve yukarıda da yazdığım gibi bel altına ve küfüre hiç girmemeleri, o dönem örneğin çok daha geniş kitleye hitap eden Beyaz’ın yanında benim için çok daha değerliydi.

Mizahın bu kadar göreceli olması, klişe olacak ama sosyolojik yapıyla alakalı elbet. Recep İvedik’in milyonlarca kişi tarafından izlendiği bir ülkeden bahsediyoruz. Kaba saba, günlük hayatın sıradanlıklarına dem vurmaktan öteye geçememiş espriler dilden dile önüne geçilmez bir hızla yayılıyor. Mizahın, ama nasıl olursa olsun sadece güldürmesi, onu çok değersiz kılıyor. Yani hedefe giderken her yol mubah değil mizahta, olmamalı. Zeka pırıltısını yakalayamadığın gülmeceler çok değersiz gözümde.

Cenk’le Erdem’e dönecek olursak, kendilerinin mizah anlayışının biraz apolitik oluşu, benim nezdimde hanelerine yazılmış tek eksi puan. Göze sokarcasına bir politik mesaj kaygısından bahsetmiyorum. Ancak, zaten yeterince kalitesiz, çiğ ve bol ticari kaygılı mizahçılar fink atarken ortalıkta, bu ve benzeri adamların biraz daha suya sabuna dokunması gerekiyor. Özellikle işin Cenk tarafında, hakkında yazılanları ve kendisiyle yapılan röpörtajları okuduğunuzda kendisinin hayati duruşunun hiç de apolitik olmadığını anlayabiliyorsunuz, ancak bunu mizahlarına yansıtmıyor oluşları belki mizahın böyle bir amaç gütmediğini düşünmelerinden ve belki de “penguen medya” dışında seslerini duyarabilecek kanal bulamıyor oluşlarındandır. Kim bilir?

Güldürürken düşündüren, düşündürürken sorgulatan mizahçılara daha çok ihtiyaç var.

Ne olsun?

İki gün önceki İngilizce yazının ardından tekrar Türkçe yazıyor olmak biraz tuhaf geliyor. Ama bir “oh be” anı yaşıyorum diyebilirim :) Beyin çok acayip bir şey, İngilizce yazarkenki beyin-el koordinasyon hızı ile Türkçe arasında dağlar var. Bence bu kadar zorlanmanın sebebi, o yazıdaki örnekten de hatırlanacağı gibi, ikinci dilde (İngilizce) düşünmenin daha analitik bir zemine dayanması. Oysa şu anda bu yazıyı yazarken üzerine çok da düşünmeden, daha çok duyguların hakim olduğı bir işleyiş içindeyim. Tabii olur da bir gün İngilizce’yi de Türkçe gibi bir kıvama getirirsem geçen süreçteki gelişmeyi seve seve kanıtlamak isterim :) Ama hani hep derler ya örneğin “gönül” kelimesinin İngilizce’de bir karşılığı yok diye. O noksanlık için ne yaparım bilmiyorum, göreceğiz :)

Hazır duygu demişken. İnsanların -ben de dahil- nasılsına cevaben verdikleri, o anki ruh durumlarını yansıtan “nasıl olsun?”, çok çaresiz, umutsuz ve depresif bir kalıp değil mi? Bu nasıl olsun şöyle devam ediyor çünkü. “Amannn hep aynı işte, iş, güç, koşturmaca…” Bu aynılığı bozmak bizden başka hiç bir şeyle mümkün değil oysa.Rahata olan düşkünlükten biraz ödün verdik mi, oldu bu iş. Şikayet ve hayıflanmayla bir şey kazanılmadığını tecrübeyle sabitlemiş durumdayız.

İyi geceler.

Life-Facebook-Status-16990

Language and Human Mind

Nowadays I have been writing much more into my blog. It gives me a chance to think deeper and fluent and to spend time with myself. Except from this, writing in my “native” language brought some questions into my mind.

If you are a child from parents that speak only one language (commonly this is like that) you are supposed to speak and write in this language. No other chance. But for example if your mother is Turkish and your father is American, you started to hear both languages Turkish and English at home (if they choose this way) and naturally you start to think and speak in these two languages. Because learning period starts with listening. The question is, how can it be possible to think in another language that you learnt later, rather than your native language ?

http://www.lingholic.com/thinking-in-a-foreign-language-how-to-do-it-and-why/
http://www.lingholic.com/thinking-in-a-foreign-language-how-to-do-it-and-why/

The question made me to search on Google with the keywords “thinking in other languages” :) One of the results showed me that, it’s not that difficult, you should only practice your vocabulary and grammatical skills rather than translating your thoughts into that language from your language. Otherwise your speech or writings don’t make sense and also they would be very funny like Fatih Terim videos :) There are also very useful techniques to get fluency about the language you are learning (highly recommended). Finally this part is very fascinating of the post, “So by thinking in a foreign language you will not only be jump-starting your skills in that language, but you’ll also make smarter decisions.” its said according to a study of University of Chicago.

It’s actually not my answer, but another result showed me a very interestig finding about thinking another language. In the decision making period people tend to think much more emotionally in their own language. A trolley test applied to groups, and the difference between the groups that saw the questions in their own language and the other is surprisingly high. It depends on the level of language that you learn I think. Maybe the results would be change after getting more fluency.

It’s a challenge for me to write in English after a very long time since preparing TOEFL exam 5 years ago :) But now I can see that it’s not that difficult, just focusing on the subject and try to apply your basic skills.

İnternet Güncesi