Uyku

Hepimiz ona bayılıyoruz. Sabah uyandığımız andan itibaren, gün boyu gece tekrar o yatağa girmenin eşsiz hayalini kuruyoruz. Bu kadar çok sevmemizin sebebini bence en iyi o uyanma anında idrak ediyoruz sadece. Yoksa görülen rüyalar, uyurken duyularımızla hiç bi şey algılayamıyor oluşumuz neden bizi bu kadar çeksin ki? Yani mesela kimse “ben rüya görmeyi çok seviyorum, o yüzden uyumayı seviyorum” demiyor. Uyandığın anki ortam değişikliğine alışmaktan kaçmak sana uykuyu sevdiriyor sadece.

Şu an çok uykum olmasına rağmen bunları yazıyor olmak da epey ironik bu arada :)

Gece, Uyku, Morfeus ve Styx'in Kharon'u. (Medici-Riccardi sanat galerisi /Floransa
Gece, Uyku, Morfeus ve Styx’in Kharon’u. (Medici-Riccardi sanat galerisi /Floransa)

Bu kadar bahsi geçmişken işin bilimsel kökenini de öğrenmek lazım, şöyle not edeyim de dursun (Uyku ve Uykusuzluğun Bilimi 1) İzledikten sonra burada “sonradan gelen editler görebilirsiniz :)

Yukarıda rüyalara haksızlık etmişim gibi algı oluşmasın. Bilinçaltında gizlenenler sabah uyandığında seni öyle allak bullak ediyor ki o güne başlama motivasyonun yerle bir olabiliyor bazen. Tekrar izlemeyi istediğim Michel Gondry’nin Science of Sleep’i de rüyalara, karşı konulmaz bir saygı uyandırıyor adeta. Merak buyurmayın Spoiler yok, ancak çok şeker ve mutevazı görsellikler barındırıyor film.

Hadi uyudum ben :)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *