Tünel

Merhaba okuyucu,
Özel hayatının duvarlarını yıkmadan bu yazıyı yazması oldukça zor. Bu yüzden yazar, son dönemde yaşadığı anlamsızlıkları biraz hissetirebilir ve ister istemez hayatına dair ipuçları koparabilme şansınız (belki de şanssızlığınız) doğabilir bu yazıdan.

Rutin olarak adaletsizlikten, katliamdan, şiddeten, egodan, küstahlık ve nezaketsizlikten şikayet edip, bunları bir “Facebook postu” ya da en yakın arkadaşa serzeniş dışına taşımayı beceremeyen biz sözde muhalifler… Lamı cimi yok, hepimiz değilse de pek çoğumuz isteyerek ya da istemeyerek, yukarıdakileri besleyen düzenin modern köleleri olmuşuz bir kere. Bu yüzden bu ikiyüzlülüğe bir son verebiliriz artık. Yaptıklarımız vicdan rahatlatmaktan başka bir şey değil. Ama madden o kadar çok içine hapsolmuşuz ki düzenin, “en azından” bunları da yapmazsak entellektüelitimize zeval gelecek diye endişe ediyoruz. Tünelin sonunda ışık görmeyi bırak, tünelin bir sonu bile olup olmadığından bihaber yaşıyoruz.

Bunların önüne geçmek için birlikten kuvvet doğar doğmasına da, birlik olmak için sadece düşünce değil duygu zemininde de buluşmamız gerekiyor. Gezide az buçuk gördük. O ruhu tekrar yaşamak için çok değil en hümanist hislerimizi devreye sokmamız gerek sadece. Sömürmemek, emeğin karşılığını vermek, nezaket ve minnet göstermek, bolca da gülümsemek hepsi bu.

Gülmenin sihirli bir gücü var evet, ama o bu yazının konusu değil :)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *