Zeytin Ağacı

Onunla tanışmam 9 yaşına dayanıyor sanırım. Yer Altınoluk. Buraların zeytinyağının meşhur olduğu söyleniyor devamlı, çocuk kulağıma çalınıyor, oysa benim için sadece deniz demek o sıra. Şehre henüz arabayla yaklaşırken bile buram buram bir koku salınıyor fabrikalardan. Çarşı gezmelerinde hep kenarda köşede, sabun, zeytin, zeytinyağı satan amcalar, teyzeler görüyorum ve daha sonra kalabalıklaşan nüfusla, daha ticari büyük zeytin mağazaları. Bu mağazaların abartıp zeytin şekeri de dahil olmak üzere türlü türlü zeytin ürünleri satmaya başlamalarını.

Zeytin bugün, Soma’nın Yırca köyünde yaşadığı katliamla gündemde. Ama benim Altınoluk’ta her geçen yıl farkını görebildiğim üzere bu kıyım Ege’nin tüm sahil şeridi için geçerli maalesef. Sadece kaynar suya atılan kurbağa testi misali kendini daha az hissetiriyor. O şirin Ege kasabasından hızla uzaklaşıp beton kente dönüşüyor bu yerleşmler. Rant pahasına zeytinliklerin canları yanıp, yerlerine “oksijenle iç içe, deniz manzaralı, yeşille mavinin buluştuğu” siteler inşaa ediliyor en fazla 2 ay yaşanmak için. Ancak o 2 ayın kalabalık ve kaosu, öncesinde yarattığı sorunun ötesinde uzun vadeli çevresel sorunlara da yol açıyor. Eskinin mavi bayraka sahip plajı olan Altınoluk’undan artık eser yok mesela. Deniz her geçen yıl daha da kirleniyor. Diğer altyapı sorunlarına değinip can sıkmaya gerek bile yok. Balıkesir Üniversitesi öğretim üyesi, bu sorunların gözden geldiğni ve uydurulan kılıfları çok güzel ifade etmiş. Yazının tamamını okumanızı öneririm.

Bölgedeki yere özgü değerler bir yandan bu yerleşmelerin birer çekim noktası olmasını sağlamak ve pazar payını artırmak üzere ön plana çıkartılırken, diğer yandan da hızla tüketilmekte; birçoğunun belirli bölümleri sit alanı olarak koruma altına alınmış olan bu yerleşmelerin tümünü popülerleştirmek amacıyla doğa, tarih, yöreye has bitki örtüsü, temiz deniz ve temiz hava sloganlaştırılarak kullanılmakta, tüm bu özgün değerler yaz aylarında artan nüfusun tüketimine açık hale getirilmektedir.

Yani sistem, ürün olarak sunarken ekmeğini yediği doğanın uzun vadede sonunu hazırlıyor kısaca. Dönüşü olmayan bu yolun sonu pek aydınlık değil. Doğanın gereken cevabı hakkıyla verdiğini zaman bize korkunç şekilde gösterecek. Yırca’daki köylüler gibi insanların olduğunu bilmek biraz umut verse de.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *